Temmuz 12, 2007

Seyahat

Cenevre'ye geldim, yerleştim, çalışmaya da başladım ve fakat seyahatle ilgili birkaç şey yazmak istiyorum, bu aralar uzun süreli seyahate gidecek varsa belki faydası olur:

  • Oyumu kullanamadım. Genel seçimler esnasında yurtdışında bulunacaksanız pasaporttan geçtikten sonra havaalanında oy kullanabiliyorsunuz. FAKAT.. Önce muhtarlığa gidip seçmen kütüğünüzü sildirmeniz gerekiyormuş.. Yani oy sandığına direk seçmen kağıdıyla gitmeniz bir işe yaramıyor, oy kullanamıyorsunuz. Üstüne üstlük bir de oradaki moron görevliler tarafından duyarsız vatandaş olmakla, her şeyi devletten beklemekle suçlanıp, şahıslara kafa atmamak için kendinizle mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz.

    Hayır efendim, duyarsız vatandaş olduğumu kabul etmiyorum. Ben seçmen kağıdımı, kimliğimi hazırlamış, pasaporttan geçer geçmez direk oy sandığına gitmişim. Peki devlet ne yaptı? Elime bir seçmen kağıdı verdi ki, üzerinde oy kullanacağım okulun adresi bile yok!!! Bekliyorum efendim, bunu devletten bekliyorum. O kağıdın bomboş olan arkasına yazarsın, oy kullanmazsan şu kadar cezası var, sıkıntı varsa, seyahat edeceksen şöyle yap, şuna başvur, parmağına boya sürecez, vs. Netlik bekliyorum devletten. Ben vergilerini takır takır ödeyen bir vatandaşım, (zaten motorlu taşıtlar vergisini yeni yatırdım, içime oturdu o kadar para vermek) devlet de benim için bu kadar şeyi yapıversin bir zahmet. Genel seçim bu, çocuk oyuncağı değil.

    Neyse en azından sırf mecburiyetten istemediğim bir partiye oy vermek zorunda kalmadım, onunla teselli buluyorum :)

  • Yanınızda nakit YTL bulundurun; pasaportunuz gri bile olsa 15 YTL çıkış harcı ödüyorsunuz. Bravo diyorum. Bu hangi sersemin fikriyse şunu hatırlatmak isterim: Önce çalıştığın kurumun (yani devletin) saygınlığını düşünmek zorundasın güzel kardeşim. Devletin parası az olabilir. Seçimlerde sokakları berbat edecek binlerce bayrağa para ödemek gerekiyor olabilir. Ama para söz konusu olduğunda devlet para hibe, yardım, kabul veya tahsil etme konusunda biraz seçici olmak zorundadır. Lanet seyahate keyfimden, gezmeye veya para kazanmaya gitmiyorum.

  • Ankara'dan dış hat bağlantılı uçuşunuz varsa (mesela İstanbul üzerinden), Esenboğa'da direk iç hatlara gitmek gerekiyor. Pasaporta İstanbul'da giriliyor.

  • Esenboğa'da veya Atatürk havaalanında priz+masa şeklinde dizüstü bilgisayar kullanma alanı bulunmuyor. Varsa da ben bulamadım.
Biraz da seyahatten bahsedeyim..

Esenboğa'nın yeni binası çok güzel olmuş. Kesinlikle sıkıcı olmayan, güzel bir mimarisi var. Ayrıca gayet tenha (idi ben oradayken), kalabalık olmayan ortamı seviyorum :)

İstanbul-Cenevre uçuşunda güzel bir uçağa denk geldim. Herkes için ekran var ve etkileşimli olarak kendi seçtiğiniz TV-Müzik-Film, vs. izleyip dinleyebiliyorsunuz. Müzik seçenekleri baya kapsamlı ve güzeldi, takdir ettim ;) O şeyin kumandası ayrıca telefon olarak da kullanılabiliyor. Koltuğun altında priz bile var ama Amerikan sistem. Çevirmeyi düşünmemişler..

Neyse esas anlatmak istediğim bu eğlence sistemi değil. Artık inişe geçiyoruz Cenevre havaalanına, ben müzik dinliyordum sanırım eğlence sisteminden o esnada. Sonra birden tak diye benim müzik gidip bi kamera görüntüsü geldi ekrana. Görüntü uçağın burnundaki bir kameradan geliyor. Arkada da vals çalmaya başladı :) Tam piste iyice yaklaştık ki Mavi Tuna çalmaya başladı; bu valsi Kubrick'in 2001'ini izleyenler iyi bilir. Pilot bir şekilde valsin son notalarını uçağın piste dokunduğu ana denk getirmeyi başardı :) Hoştu...

Tabi mis gibi güneşi, yazı bırakıp geldik buralara. Havaalanından bir çıktım, hava soğuk, gökyüzü gri, hafiften yağmur yağıyor. Nefesim buhar oluyor. Resmen kış günü. Fakat bu havalarda Cenevre/CERN'in ayrı bir güzelliği oluyor. Her yer inanılmaz sakin, hava tertemiz ve hafif lavanta kokuyor. Kuşlar cıvıldıyor. Huzurlu ve güzel.. Neyse bugün hava biraz açık ama hala serin.

Şimdilik buradan haberler böyle. İlüminati toplantısına kadar gitmem lazım, sonra tekrar yazarım :p :))

5 yorum yapılmış:

filiz dedi ki...

Merhaba, sanırım 2 hafta kadar önceydi, google'da bir şey ararken tesadüfen yolum düştü bloguna. İlginç ve okumaya, hatta takip etmeye değer buldum yazılarını ve böylece ilk defa blog dünyasına girmiş oldum. Ama sadece okuyucu olarak, benim blogum yok ta myspace'te sayfam var.

Cern ile ilgili bilgim Don Brown'ın anlattığı kadar:)) Cenevre'ye de hiç gitmedim. Orada ne kadar çalışacaksın bilmiyorum ama olur da Cenevre'de sıkılırsan ki olası bir durum, boş vaktin olursa ve ilgini çekerse diye. Benim en sevdiğim Ressam Dominique Appia orada yaşıyor. Sürrealist ressamın en bilinen eseri ki her tarafta karşılaşılır posteriyle mutlaka görmüşsündür; Entre les trous de la Mémoire. Belki Appia'yı ziyaret eder, bir kahvesini içersin, bir de ona olan aşkımı iletirsin:))

Dominique Appia'nın resmi web sayfasında adresi de var:) http://www.appia-d.ch/

Appia'nın favori bistrosu ben görmedim ama çok güzelmiş. Adı Point de fuite. Belki oraya da gidersin.

Neyse yediğin fondueler, racletteler ve de çikolatalar senin olsun, sen gördüklerini anlat yine:) Selamlar.
Filiz

Halil dedi ki...

Ama..ama..

Entre les trous de la Mémoire.. evet defalarca gördüm ben bu tabloyu biliyorum :)

Ben şöyle güzel bi şişe şarap alıp bi görmeyi deneyeyim kendisini. Başarırsam mesajını da iletirim ;)

Fondü.. Şöyle bir sıkıntım var: Ben yağlı, ağır peynir yiyemiyorum. Ama yavaş yavaş alışıyor da gibiyim, yani fondü, raklet yemişliğim var ve seviyorum da diyebilirim. Ve fakat o restoranlar.. ah o fondü yapılan restoranlar.. peynir kokusundan içeri adımımı atamıyorum. Ancak sokaktan yiyebiliyorum pişmiş peynir türevi yemekleri.. Ama onun da tadı bir başka oluyor be :)

ciao, Halil

filiz dedi ki...

Aslında şu daha iyi bence. Ben beyaz çikolatalısını tercih ederim ama onun resmini bulamadım şimdi.

http://www.baumstal.com/fondue.htm

Gauloise'ları bana gönder ziyan olmaz:)) Sende çok malzeme varmış, ara ara bakar yazarım eskilere de.
Arrivederci

clémentine dedi ki...

Peki Cern?

Halil dedi ki...

clémentine selam,

Aslında burada şu an anlatmaya değecek pek ilginç bir şey yok. Ondan hiç yazmadım CERN hakkında henüz. Ben yine ilginç bir şeyler oldukça biriktirip blog'da yazarım :)

Belki CERN'den kısaca genel olarak bahsetsem iyi olur. CERN biraz rahat, Avrupanın hafif hedonist modunun doruklarında bir yer. Yani nasıl anlatsam, fizikçiler rahat, mutlu, huzurlu, ama yine de istim üstünde; herkesin gözü üzerlerinde çünkü. 7/24 etrafta çalışan insanlar var (biz dahil). Ama aynı şekilde çimlerde frizbi maçı yapan, veya parti yapan, tipler de var (biz dahil :).

Burada sürekli bir insan trafiği vardır. Dünyanın her yaınndan insanlar devamlı gider, gelir. Bu uluslararasılık beni büyülüyor. Mesela karşı masada İtalyanlar çalışıyor. Hostel komşum Norveçli. Grup patronumuz Yunan, birlikte çalıştığımız fizikçi Belçikalı.. Etraf orijinal tiplerle dolu.

Ben burada CERN hostelde kalıyorum. CERN içinde üç tane hostel var. Hostel otel'in az lüksü ve ucuzu bir şey, avrupa'da gezerken kalınan hosteller gibi pek değil. Hosteller B40'la kafeteryanın tam ortasında, tam benim gibi tembel adam işi :) Bu bahsettiğim 1. kafeterya, yakın zaman önce yenilendi, baya güzelleşti şu an. Ama bir de 2. kafeterya var. Orası 70'ler modunda (yani dekorasyon hiç yenilenmemiş) ve kalbimizde ayrı bir yeri var.

Sonra doğuda Salev dağları (Cenevre), batıda da Jura dağları (Fransa) manzarası var. CERN'in anayol değil öbür taraftaki sınırında üzüm bağları var. Orada bazen atlı çiftçiler geziyor. Bir de yine bu 2. kafeterya civarında "koyunlu tepe" var, CERN'in içinde bu tepe. Orada koyunlar otluyor. Belki bakın radyasyon yok, hani fizikçilere inanmıyorsanız aha koyunlara da bi şey olmuyor diye göstermek için koymuş olabilirler. Bu gelişimde hiç koyun görmedim orada yalnız. Belki yemişlerdir koyunları.

Aslında yerleşke büyük, ben az bir kısmını gördüm. Bisiklet kiralayacağım, o zaman fotoğraf avına da çıkabilirim :) Aslında roller blade almayı düşünüyorum.

ciao, H.